İnanılmaz bir özgüvenle sürüler halinde boşanan çiftler görüyoruz artık. Kimsenin evliliği çekilir gibi değil... Bunun sebebi, son dönemde özellikle kadınların maddi ve manevi olarak kendine güveninin artması, erkeklerin ise daha iyi bir eş bulabilmekle ilgili seçeneklerinin çoğalması mı? Evet aynen bu şekilde... Herkes patır patır boşanıyor ve ortada birilerinin eski karıları ve kocaları dolaşıyor. Ne yapıyoruz son 10 yıldır? Eş değiştirmece oynuyoruz. Dağılan yuvalardan başka yuvalar kuruluyor çünkü bu ayrılıkların bir çoğunda ortada bir veya daha fazla çocuk var ve psikolojik olarak yıkıntıya dönüşen bu çocuklara bakılması kolay değil. Çocuklar uzman önerileri gereği anneye veriliyor, baba özgür kalıyor, sadece maddi yükümlülüğü var o bile bi yere kadar. Çocuğuyla birlikte yaşam savaşı veren bir sürü dul anne, bu kadınları -erkeksiz- olduğu için azmış zanneden bir sürü öküzün arasında çalışmaya, yeni bir düzen kurmaya ve çocuğuna yetebilmeye çalışıyor. Aynı zamanda bu kadınlar evli oldukları süre boyunca kocalarının çocuk istemesi, akşam geldiğinde doğru düzgün beslenmesi, üstünün başının düzenli yıkanması ütülenmesi gibi sebeplerden kadınlarının çalışmasına çok sıcak bakmamışlar ancak kadınlarda ömür boyu bu adamın kendisine bakacağı, koruyup gözeteceği rahatlığıyla kendilerini geliştirmemişler ya da eşlerinin bu isteğini normal karşılamışlardır. Aynı zamanda kocalarının onları hiç bırakmayacağını düşünmelerinin verdiği özgüvenle evlilikleri üzerine bir geliştirme çabası içerisine girmemişlerdir. Erkek için iç çamaşırının modeli değişmezdir belki ama evlilik öyle değildir.
Biten eviliklerle birlikte anneannesi veya babaannesine terkedilmiş çocuklarıda gözardı etmemek gerek. Anne ve baba vakit buldukça çocuklarını görmeye gelirler, biraz vakit geçirirler ve sonra işim var diyip tekrar giderler. Peki bu çocuklar için evlilik ve aile kavramı nasıl bir anlam taşıyacak büyüdüklerinde? "Üzerinde çok düşünmeye gerek yok, evlenirim, olmazsa boşanırım başkasıyla evlenirim" Ya da tersine evlilikten nefret eden bir nesil olacaklar anne baba olmak nasıl birşey bilmeyecekler. Bir evlat sahibi olmanın ne kadar kutsal bir vazife olduğunu, insanın hayata bakışını ve olayları algılamasını değiştireceğini, duygusal olarak "daha fazla insan" olacaklarını bilmeyecekler.
Bitmiş bir evliliği çocuk için sürdürmeye çalışmak ise tamamen saçma bir durumdur. Çünkü mutlu olmayan bir insan çocuğunu mutlu edemez, ayrı odalarda yatılır, konuşmalar sadece ortak ihtiyaçlarla ilgilidir, gezme dolaşma sadece çocuğu memnun etmek içindir, ev içerisinde birbirinizi sevdiğinize dair hiçbir belirtiniz olmaz, yanyana oturmak bile yoktur, bir kişi salonda TV izler diğeri başka bi odada bilgisayar başındadır. Sonra bu ortamda büyüttüğünüz çocuk için evlilik böyle birşey haline gelir ve bir başka ortamda gerçek bir evlilik ve birbirini seven insanları gözlemlediğinde kafası karışır. Çocuklar yaş dönemlerine göre belli periyodlarda yaşadıkları olayları yeniden değerlendirir. Dikkat edin, çocuğunuz bugün sizi anlayışla karşılarken birkaç yıl sonra sizi veya kendini suçlayabilir. Çocuğumuzun küçük olduğu için anlamadığını düşünmek yanlıştır. O gün için anlamayabilir ama bu yaşadıklarını unutacağı veya biraz daha büyüdüğünde tekrar değerlendirmeyeceği anlamına gelmez.
Evllik aşkı öldürür sözünün özü şudur; evlenmek, artık kaybetme endişesi taşımamak demektir. Oysa aşk ateşinin en yüksek kalorili yakacağı kaybetme korkusuyken, bu ateşi harlayan körük özlemektir. Evlenince ya da aynı evde yaşamaya başlayınca artık özlemek yoktur, kaybetme korkusu ise sadece büyük tartışmaların ardındaki sorgulamalarda ortaya çıkar. Evlenince aşk bitmez. Aşk, kaybetme korkusu yitirildiğinde ve artık özlem sona erdiğinde biter. Bu sonuç genelde evlenince gerçekleşir bu nedenle evliliğin aşkı bitirdiği genel kanısı vardır.
Aşk bir evliliğin sebebiyse eğer, sevgi bunun sonucudur ve sebep, sonuca ulaşana kadar kullanılan bir malzemedir, sonuç ise yeni bir sebep oluşana kadar sürekliliğini korur. Erkek ya da kadın farketmez, sahip olduğuna emin olduğu anda başkalaşır. Artık sürpriz yapmanın, değişik yerler gezmenin, dışarda yemek yemenin pek bir anlamı kalmamıştır çünkü artık rahatça yayılabildikleri bir evleri vardır ve bu ev içerisinde yaşayan bireylerin bir süre sonra bu sevgi yuvasına bir birey daha eklemek istemeleriyle sevgileri daha da güçlenir. Ailenin yeni bireyi birçok güzel olaya vesile olur, sonrasında olan güzel şeyler bebeğin kısmetine bağlanır, gelen giden çoğalır belki bir süre. Artık, bekarların imreneceği bir hayatları vardır ve asla yalnız oldukları ve kafalarına göre takıldıkları zamanları özlemezler hatta mevcut yaşantılarının çok daha iyi olduğunu düşünürler.
Peki bu ne kadar sürer? Bazen ömür boyu sürer.
Çünkü çiftler arasında öyle bir uyum vardır ki tartışsalar veya bazı konularda anlaşamasalar bile her durumun değerlendirmesini "karşı tarafın kendisinin üzüntüsüne kasıtlı olarak sebep olmayacağını" bilerek yaparlar. Bu durumda eğer ben karımı gereksiz bir sebepten üzmüşsem, karım, eşyalarını toplayıp annesine gitmeden önce oturup bunun sebeplerini düşünür.
Soru 1) Bu adam kasıtlı olarak beni üzmüş olabilir mi?
Soru 2) Acaba gerçekte canını sıkan konu bu mu, yoksa başka bir sorun var ama bu noktada mı patladı?
Soru 3) Benim hata yapmış olmam mümkün mü?
Soru 4) Onu hala seviyor muyum?
Soru 5) Onu kaybetmekten korkuyor muyum?
Soru 6) Bu durumda vermem gereken tepkinin ayarı nedir?
Bazı evlilikler bir noktadan sonra sidik yarışına döner. Bir taraf diğer tarafı evde tutmak için çaba harcar, diğer taraf ise tam tersini yapmak için. Hatta bazı durumlarda işin ahlaki boyutu aşılıp adamın sevgilisi ile yüzgöz olunur, abuk subuk konuşmalara girilir. Rezilliğin boyutları o kadar zorlanır ki, sonunda bu tür bir şey yaşamış bir dostunuz bunu size normal birşeymiş gibi anlattığında kanınız donar, “Oha! Çüş! Yok artık” gibi kendinizinde terbiyesini aşan tepkiler vermeye başlarsınız. İlk iş olarak kendi çocuklarınız için endişelenirsiniz, birde bakmışınız medeniyetten mümkün olduğu kadar uzak bir köye yerleşme planları yapıyorsunuz.
Biten evlilikler de biten iş ortaklıklarında olduğu gibi giden taraf toparlanmakta daha çok zorlanır çünkü kalan tarafın bir düzeni vardır ve devam eder. Ancak giden taraf herşeyi yeniden yapmak zorundadır. Yeni bir ev bulmak, içine eşya koymak, aynı çevrede yaşayamayacağı için başka bir semte yerleşmek vs. Kalan taraf belki istenmeyen taraf olduğu için bununla bari avunsun diye düşünülür ya da ben kendimi kurtarayım başka hiçbirşeyde gözüm yok der giden kişi. Ve ne bıraktığına bakmadan derhal o ortamdan uzaklaşır. Kalan taraf içinde hatıralarla yaşamak vardır. isteyerek veya istemeyerek bir ayrılık yaşamış olsa da iyi ya da kötüğ anılarla başbaşa kalır. Yani ayrılırken yapılan paylaşımda, gidene zorluklar, kalana anılar düşer, hangisi daha iyidir bilinmez. Bazen aile ve çevre baskısı, istenmeyen tarafın bitmeyen ısrarı ve aklındaki “acaba”ları temizlemek için bir kez daha denenir. Bu denemenin başarılı olma ihtimali çok düşüktür. Çünkü karşı tarafın her hareketi çok anlaşılır bir şekilde yapmacıktır ve bilinir ki bu iyileşme ilişki sağlama alınana kadar devam edecektir sadece. Sonrasında aynı kişi olarak devam edecektir. Kişilik oturması kişiliğin o bedene kaynamasıdır, o yüzden temel davranışları asla değiştiremezsiniz. Kabaca, eğer eşiniz sizi çocuklarınızın gelişiminde yalnız bırakıyorsa, geçiminizi keyfekeder ihmal ediyorsa, hangi dilden konuşursanız konuşun farklı anlıyor ya da hiç anlamıyorsa, kişisel bakımına dikkat etmiyor ve bulunduğunuz çevrede sevilmiyorsa milyon kere deneseniz bu kişiden eş değil ancak cacık malzemesi olur. Eşiniz tüm yükümlülüklerini yerine getiriyorsa, ama çalışma şartları ya da üzerindeki yük gereği veya siz ve çocuklarınız için çabalarken kendininde bir hayatı olduğunu unutup zaman içerisinde duyarsızlaştıysa veya çok sinirli, olur olmaz gerginlik yaratan birine dönüştüyse. Bu düzeltilebilir bir durumdur. Tekrar denemek muhakkak gerekir. “Bir insan yedisinde neyse yetmişinde odur” derler. Bu boş bir laf değildir. Geçen yıllar içerisinde bu kişinin on yıl önce evlendiğiniz kişiden hiçbir farkı olmaması sizi sıkmış da olabilir. Bu da kısmen halledilebilir birşeydir. Ama işin özü şudur; evlilik evcilik değildir. Fedakarlığın abartılarak elinizde -yuvam için- yazan tabelayla dayağa, sömürüye ve aşağılanmaya razı gelmek sizinde karşınızdaki gibi insanlıktan çıkmanıza sebep olur. Evlilik, öncelikle kendi insanlığını muhafaza edip, sonrasında bilinçli olarak sahip çıkılması, varlığının devamı üzerinde çabalanması gereken bir kurumdur.
Her tartışmanın sonunda soluğu mahkeme kapısında alıp iki gün sonra aklı başına gelenler, aile içinde olan biteni akıl almak kılıfında herkese anlatanlar, Eşine türlü hakaret ve küfürleri edip ertesi gün bal börek olanlar, ilişkisi bozulduğunda eşine dostuna akrabasına sığınıp eşini yerden yere vuran sonra bir çiçeğe tav olup sığındığı kişileri yuva yıkıcı ilan edenler. Varlığınızı biliyorum.. Keşke aynı dünyada yaşamasaydık..
Biten ilişkilerin hiçbirinde tek taraflı kusur yoktur, bir taraf "valla ben hiçbişey yapmadım" derse anlayın ki hiçbişey yapmadığı için bile kusurludur. Son yıllarda insanoğlunun ilişkiler ve evlilik ile ilgili bir evrim içerisinde olduğunu düşünüyorum ve önümüzdeki 30 yıl içerisinde şimdi şaşırdığımız birçok şey artık normal gelmeye başlayacak.
