21 Eylül 2010 Salı

Adalet mülkün evrimidir

Bir cenabet bindi diye uçak düşer mi? kim kimin cezesını çekebilir Tanrı nezdinde? Dünyanın en büyük adalet sarayları Anadolu ve Avrupa yakasında yükseliyorken dev tabelalarla bunu duyurmanın marifetini merak ediyorum bir yandan. Neden en büyük adalet sarayı? suç oranı bina büyüklüğüne kıyaslandığında bu övünülecek bir durum mudur? En büyük Üniversite ya da bir araştırma hastanesi yerine adalet sarayı ile övünüyor olmak ne acıdır aslında. Türklük varolduğundan bu yana dünya çapında çok büyük başarılara imza atılmış. Sonra malum güneş batmayan imparatorluk. Ticari başarılar aynı şekilde, dillere destan hikayeler ayakkabı boyacılığından ayakkabı imparatorluğu gibi bir sürü girişim büyük çabalarla imparatorluk haline gelmiş ancak bir türlü imparatorluk olarak devam edememiş. Sebep? sebebi malum ki bu kanı taşıyan insanların -bana göre- en büyük sorunu sadece yolun ucunda varmak istediği noktaya bakması ve o noktaya vardığında herşeyin anlamını yitirmesidir. Şöyle ki: normal insanlara göre hayal gücümüz o kadar kuvvetli ki bulunduğumuz noktadan baktığımızda duvarın arkasındakini görüp onu isteyebiliyoruz sonra buna kavuşmak üzere çukurlu, dikenli, karanlık, soğuk ve yağışlı bir yola giriyoruz, bu yol zaten herkesin girmeye cesaret edemeyeceği bir yoldur. Yolda karşımıza ne çıktığının hiçbir önemi yoktur! çukurlar, tümsekler, canavarlar, yorgunluklar, aksilikler. Yolun sonunda bulunduğumuz yerden o kadar uzaklaşmış oluyoruz ki dünya yuvarlak olduğundan başladığımız yeri göremiyoruz artık. Tıpkı uzun evliliklerin sona ermesi gibi, iki insan aynı noktadayken biraraya geliyorlar ancak biri sosyal ve kültürel olarak sürekli ilerlerken diğeri bulunduğu yerin emniyetli olduğunu düşünerek orada yaşamının sonuna kadar kalmayı tercih ediyor ancak diğeri sürekli ilerlediğinden -ne yazık hala dünya yuvarlak- mesafe uzayınca artık birbirlerini göremez hale geliyorlar ve aradaki esnek bağ dünyanın etrafında bir tur atıp yine aynı yere varacak kadar esnek oymadığından ve esnekliğinin son raddesine kadar çekildiğinden iyice incelip tam ortasından koptuğunda her iki tarafada elde oynarken kopan bir lastiğin ele verdiği acı gibi acıtıyor. Ben bunun olmasını hiç istemedim ama uzaklaşırken bu esnek bağ çok gevşek kaldı, ne ben onu ileri çekebildim ne o beni geri çekebildi. Evrimin insanlık boyunca süren evreler olduğunu düşünen insanlar yanılıyor bence. Evrim insanın yaşamı boyuncada sürer yani evrimin oluşumu resimlerde gördüğümüz insanın maymundan insana dönüşmesi gibi birkaç evre ile değildir, yani maymun bir sabah uyandığında ateşi bulmuş ve bir geyik yakalayıp akşama mangal yakma planı yapıyor olamaz. İnsan, yaşamının her dakikasında evrim geçiriyordur. Düşünceler evrim geçirir, yaşamlar evrim geçirir, görünüşler evrim geçirir. Ancak bazıları bu evrimi reddeder veya belli bir bölümünde keyfekeder durmak isterler ve asla oradan kıpırdatamazsınız. İşte uyumlu ve uzun evliliklerin temeli bu evrimin karşılıklı olarak durdurulması veya devam ettirilmesidir. Birde benim gibi içinde bulunduğu evreye ait olmayan zorlama tipler vardır. İlerlemek için büyük çaba harcarlar ancak yanındakinide götürme arzusu vardır hep o nedenle aradaki esnek bağı koparmadan geride kalanı çekmeye kendine yaklaştırmaya çalışır -bu bir zaman kaybıdır çünkü diğer tarafta kendine doğru çekiyordur- sonra bu esnek bağ koptuğunda iki tarafta o kadar güçlü asılmış olur ki beklenmeyen kopmanın etkisiyle öyle bir uzağa fırlarki kendi bile bulunduğu yere hemen alışamaz. Hala aynaya baktığında tuhaf bir adam vardır karşısında, düşünceleri farklıdır. En kötüsüde bağın diğer ucundakide aksi yöne doğru fırlamıştır ve artık ikiside atmosfer dışındadır ve dünyanın yuvarlaklığı sayesinde sürekli aynı yönde ilerlendiğinde yeniden bir noktada buluşma imkanı bile kalmamıştır. Taraflardan biri bunun farkına varamadığında -genellikle böyle olur- uzay boşluğundan seslenir "bu kadar asılırsan kopar işte, gel çabuk yeni bir bağ yapalım kendimize" İyide ben senden daha fazla asılsam sen bana doğru gelirdin, demek ki ikimizde aynı oranda çekiştirmişiz yoksa taraflardan birinin diğerine yaklaşması gerekirdi. Ve artık uzaydayız...

İleriye doğru çeken ileri fırladı, geriye doğru çeken geriye fırladı. Tabii ileriside öyle çok matah bi yer değil, bi kere ahlaki ve dini değerler daha zayıf ve istikrarsız ancak eskiye oranla yadırganma daha az. Eski zamanın -adam gibi görünme- kalıpları değişmiş hatta yok olmuş, istediğin kılıkta ortada gezebiliyorsun, en fazla "manyak" veya "top" diyip geçiyorlar, zaten evrimin bulunduğun aşamasıda bu tarz söylemleri sallamamayı gerektirdiğinden kimse yüzüne karşı "***** (Mesaj içeriğinde kullanılan sözcük BMWTEAM forum filtresinden geçemediği için engellenmiştir, lüften mesajınızı editleyiniz.)" demediği sürece küpeni takıp saçlarını uzatabiliyorsun. Çağın gerekliliği denilen saçma kalıpları büyük fırınlarda eritip, oluşan likit malzemeyi istediğin kalıba dökebiliyorsun ve kendi çağdaşlık anlayışını yaratabiliyorsun. Aslında burası güzel bir yer ancak en temel ahlaki değerlerimiz olan, kul hakkına saygıyı, cinsel fantazileri sapıklığa taşımamayı, yalan söylemenin sınırlarını, dedikodunun ayıp olmasını, kıskançlığı ve buna benzer insani hiçbirşeyi yerinden oynatmazsanız. Güzellik anlayışıda biraz değişebiliyor veya kendi fikrine göre güzel olduğuna karar vermeye başladığında, İnsan evriminin son noktasındaki bir güzelliği görür görmez aşık olma fırsatını kaçırmamak gerek. Hatta "seni seviyorum" diyecek zamanı beklemeyip "seni seveceğim" diyerek başlanabiliyor aşka. Öyle cümleler kuruluyor ki kendinin bile biri için hazırladığın ve yıllarca sakladığın bu cümlelerden haberin olmuyor. Latin müziklerini seviyormuşum, gece gezmeyi, şarap içmeyi, sarhoş olmayı, yalnız kalmayı daha ötesi yalnız yaşamayı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder