Sessiz yaz gecelerinden biriydi, iri taneli serin bir yağmur yağıyordu, öylesine sarhoştum ki iliklerime işlemiş yalnızlığım bile benim kadar sırılsıklamdı. Bebek sahilinde kimse yoktu. Bu kimsesizlik hoşuma gidiyordu, kalabalıktan pek hoşlanmıyorum. Yatların önünden Aşiyan'a doğru yürürken öyle derin bir rüyanın içindeydim ki geçmişin derinlerine dalmış, çok uzun ve istekli yalnızlıkların tekel etiketli arkadaşlığında kendimi avuttuğumu düşündüm. Aşiyan mezarlığını geçtiğimde babamı özlemiştim, Rumeli Hisarı'na geldiğimde annemi. Baltalimanı'na doğru yaklaşık 1 saatlik uzun yürüyüşte, kısık ateşte demlenen çay gibi yavaş yavaş yalnızlığı neden sevdiğimi düşündüm. Basit bir soruya korktuğum basit cevabını dürüstçe vermek zamanıydı. "Madem merak ediyorsun bildiklerini" dedim kendime, al sana cevap: Çünkü birilerini seviyor olmak, kaybettiğinde büyük acılar verir. Çünkü kalabalık içerisinde olmak sürekli yanlış anlaşılmalar ve kendini ifade etme telaşı taşır. Çünkü paylaşmak sürekli eşitsizlikten şikayetlere yol açar. Çünkü tutkulu öpüşmelerin ardında hep yalan ve ihanet vardır.
Baltalimanı'ndan Emirgan'a doğru uzanırken Polis Moral Eğitim Merkezi'nin önünden geçiyorum, polislere burda nasıl moral veriyorlar acaba? Yanındaki arkadaşı bir çatışmada adi bir kurşunla vurulup düşen polise denize nazır bir tesiste nasıl moral verilir? Ya da verilir mi? Pas geçiyorum soruları ve ilerliyorum, Sıçanlı Meyhane açık hala, girsem mi acaba? yok, kalabalıktır devam edelim. Emirgan'daki Çınar Altı Çay Bahçesi'nin karşısından geçerken gençliğim aklıma geliyor, yaşlı çınarın gölgesindeki çay bahçesinin, kahve masası gibi kaba kenar kancalarıyla tutturulmuş dandik örtülerinin ve ilk on dakikadan sonra insanın kıçını dümdüz eden sert demir sandalyelerinde göz göze gelmekteyken, ilk buluşmada sadece ellerini tutabilmek için kendine cesaret vermekte zorlanan delikanlıların ilk Pazar günü buluşmaları. Hafta boyunca nasılda özenli hazırlık yapılmıştır. Yarı spor kıyafetler hazırlanmış, bakımlı ve ütülü belki de bir gün önce pahalı bir markanın indirimli satış yapan mağazasından yeni alınmış bir pantolonun, bu buluşma için cep harçlığından fedakarlıkla, hatta yakın bir arkadaştan borç alınarak satın alınmış, yeni olanın verdiği güzellik. Ve ek olarak en olmadık yerinde unutulmuş kendisi para etmez bir defo etiketinin sarstığı karizma, kaç gencin endamına bakınca peşinde koşanlara aldırmadığı sanılan varoş kızlarının yoksul bakışlarında tezek muamelesi görmüştür...
Sarıyere doğru yürüyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder