İmkansız bir fikre şarkı söylemek kadar kolay ikna edebileceğim Babam. İmkansız iknalar konusunda benim mi yetenekli olduğum yoksa senin yetim çocukluğunun pürüssüz saflığından mıdır bilinmez. Bir zamanlar gişeleri olmayan uzun yolların hasret yamalı çukurlarındaki sürgün hayatından dönmeni bekleyen bu çocuk, yokuşun başındaki önü ayyıldızlı beyaz tamponuyla, süslü kırmızı kamyonu gördüğünde yaşadığı sevinci seni her gördüğünde yaşamaya devam edecek. Umutla beklenen uzun yol dönüşlerinin devrim çatışmalı gecelerinde, sobanın ateşi salonun karanlığında bir canavara dönüşüp, sokaktaki köpeklerin sesi sokakta olduklarını bile bile korkuturken, uyku diğer odada yalnız yatan annemin çileli ve senin gibi yetim gençliğine takıyordu kancasını. Ama uykusunu bölmeden... Volkanik bir yüreğin komik hayalleri doluyordu kardeşimle yattığımız odanın penceresiz açık mavi duvarlarına. Ve dünyanın en uzun sabah ezanı okunuyordu her sabah, dualar salimen geri dönmen üzerine. Paylaşılmış İstanbul vardı o zamanlar, gündüzleri çocuklar misket oynuyordu, geceleri büyükler devrimcilik. Uzun tüp kuyruklarında arkadaşlarla yakalamaç oynarken ebelenmek gibi bişeydi tutuklanmak herhalde veya yakantopta yanmak gibi vurulmak.
Sonbaharda çıkmaz sokaklara emniyetle kömür indirebilen ve aynı emniyette o sokaktan koca kamyonu çıkarabilen. Dökme hamsiyi geceden sabaha buz üstünde ve kendini ve kamyonunu ve hamsileri sağ salim Karaköy haline yetiştiren, tepesi hafif dökük kumral saçlı, yeşil gözlerinden acıya ve hasrete direnen varoluşçu bakışları eksik olmayan genç adam!
Uzun yol yorgunluğu uykularından uyanmanı bekleyen çocuk yüreği özlemlerime nisbet olsun diye dev bir heykelini diktim belleğimin en özgür meydanına. Oradan selamlıyordun beni her güneş doğuşunda “ben burdayım ve daima olacağım".
Ve ben hala inanıyorum ki sen varoldukça bu dünya dönecek... Varlığın eksik olmasın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder