21 Eylül 2010 Salı
İsimsiz 1
Hiçbir sorgulamada konuşturamadığım bir özlem taşıyorum sana. Her şeyi bahane ediyorum seni özlemek için… En talihsiz serüvenlerin ortasında bonibon yiyen bir pollyanna oluyorsun karşımda ama ben mutlu sonla bitmeyen masalların kahramanıyım. Sentetik bir yastığa sarılıp yatmak ya da bir tel saçını koynumda saklarken bedeninin geri kalanını omuzbaşımda hissedebilecek kadar vahim durumda hayalperest yaşıyorum. Hepsini ezberlediğim hangi fotoğrafındaki gülümseyen gözlerin beyazı beni doyurabilir sana artık? Ben soğuk sokakların, evi sokak olan köpeği, kimler tükürmüş yatağıma? her birini hemen tükettiğim bahanelerimin ne kadarını yaklaştırabilirim zorunluluklarına? Yine çok soru sordum bak kendime… Ama sen bilmesen de ben dediklerini harfiyen yapıyorum. Tüm “peki”lerim gerçek olacak kadar yalansızım sana… Bazen gözyaşı, kimi zaman kahkahalar yan koltuğumuzdaki yol arkadaşımız olacak herzamanki gibi… her şeyin bedeli zıddı mı acaba? Önce gülüp sonra mı ağlanır? Sonra gülmek için önce mi ağlanacak? Hangi peşin ödemeli mutluluğun taksitleri bunlar? Yine sorular başladı... Yanıtsız sorular seramonisi: uykusuzlar kahvesine "birine bakıp çıkıcam" bahaneli misafirlik işte.. En yanağım sıkılası, en teşekkür edilesi zamanlar yaratmak için soğan kokuyor ellerim. En büyük ödül koynumdaki saçın, muhakkak belli edilmesi gereken küçük küskünlüklerin bile acilen çözümlenmesi gereken dar zamanlardayız. Bir adım daha ileri gitsem ne olur ki? Yok.. Ben emniyetli bölgede seyrime devam edeyim. Kim bilir belki zamanla güneşin önündeki bulutlar çekilir heryer aydınlık olur, pürüssüz duyguların kaygan zeminleri gibi.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder