Seni düşünürken içtiğim votka şişelerine notlar yazıp bırakacağım Kızıldeniz’in en kuytu limanlarına, belki bir gün hiçbir şeyinden utanmayan bu adam, bahar kokan bir tutam saçın arasında parmaklarını gezdirirken düşünecek : Eğer burası değilse cennet, neresi?.. En alışılmadık düşlerin tembelliğinde esneyerek uyanacak yalnız başına, yatağın bir tarafı hep yetim satırların gözyaşlarıyla ıslanmış. Keyfine dolgun, demli boğaz manzaralı itirafbüfe kahvaltılardan uzak, aynadaki yalnızlığına kardeş, ıslak suratlı bir kış sabahı soğuğu vuracak en dondurucu eşik esintisiyle. Yine düşlerken aynı yıldızlı çatının atmosferinde utanmazlık dolusu öpüşmeyi ya da dokunabilmeyi aynı tenin bağışlanmış zerrelerine. En beteri, her bakışında içinde yıkılan bir şehrin evsiz kalan fakirleri… İşte O yaptı hepsini! İşte bugün kutladığı oydu!..
Eyy adam! Sen kendini böyle mi avutuyorsun? Bin satır yazsan yine de söndüremezsin bu yangını. Sen bu dünyada var oldukça ilk satırı “Unutmalısın…” diye başlayan yazgını “Unuttum.” diye bitiremeyeceksin. Saklanması gerekenleri saklayacak yerin kalmadı artık! Ne bir inkâr, ne de yemin kurtarabilir seni. Sen var oldukça o, şehirlerini yıkmaya devam edecek , tüm dünyan yıkılana kadar. Kokusunu tüm elementlerden ayırmaya çalıştığın teneffüs saatlerinde o kadar uzak olacak ki sana, hiçbir koku, yanağına kondurduğun öpücüğün sonrasındaki yabangülü kokusunun eşsiz gizemini getirmeyecek. Olmayacak duaya hayal… Tüm bitki örtüsü yanmış canın çorak topraklarında sendelemiş bir ömür...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder